Ahmet Taştan

GALATASARAY'IN YAPTIĞI (!)

03 Ekim 2019 / Perşembe 19:22:27 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Başlığı okuyanlar, acaba "Galatasaray ne yaptı ki?" diye heyecanlı bir meraka gark olabilirler. Aslında çok meraklı olmasınlar çünkü yaptığından değil yapamadığından bahsetmek lazım geldiğini hemen düşünebilirler. 
Galatasaray'ın mağlubiyeti benim yazımın sadece arka fonunu oluşturacak. Yani asıl konuşmak istediğimiz konu Galatasaray ilk on birinin örnekliği üzerinden gidecek. 
Karşılaşma öncesi ekrana yansımış olan oyuncular listesi dikkatimi çekti! Daha yeni mi öğreniyorsun, yeni mi fark ediyorsun, demeyin. Çünkü çoktan beridir fark edilen, söylenen, yazılan, çizilen, kararlar alıp kararlar bozulan bir konu olduğunu biliyorum.
Yani bahsetmek istediğim mesele, şu yabancı futbolcu oynatmak konusu. Bir Türk takımında ilk on birde hiç Türk futbolcu olmayışı... Acaba kaç taraftarın dikkatini çekiyor ya da ağrına gidiyor bu. Mesele futbol oynamak değil de futbol maç seyretmekse Avrupa takımlarının seyrederek çok daha kaliteli ve seviyeli bir futbol izlenebilir.  Bizim insanımızın oynadığı futbolu beğenmiyorsak bütün takımları kapısına kilit vuralım, herkes gitsin Avrupa takımlarına izlesin. Mademki mesele biz olan ile onlar arasında değil yani futbolun sahası içinde Türk olmak ya da yabancı olmak çok mühim mesele değil;  bu bir oyundur, hatta küresel bir oyundur, deyip işin içinden çıkacaksak bir Türk takımı ile Avrupalı takım maç yaptığında Türk takımını tutmayanları kınamamak gerekir. "Kim güzel oynuyorsa ben o takımı tutuyorum" diyenleride menfaatçi görmemek  ya da kınamamak gerekir. 
Gençlik yıllarımızdaydı. Suudi Arabistan'ın futbol takımı hep yabancılardan oluşuyordu o zamanlar bir mizahi bant tiyatrosunda. Gülüyorduk bu nasıl Suudi Arabistan takımı, diye. Adamlarda para var bastırıyorlar parayı, alıyorlar futbolcuları ve kendi adına oynatıyorlar. "Nerede kaldı bunun millîliği" diye değişik açmazlara, komik durumlara düşüyorlardı. Aradan yıllar geçti, anlayışlar değişti, şimdi bir Türk takımı tamamen yabancıdan oluşup yabancılara karşı top oynuyor. 
Bütün bunlardan daha vâhim olan şey ise dini sohbetler ile, tefsir sohbetleri ile, hadis sohbetleri ile kültürlerini geliştirmiş ve kendi gençlik yıllarını bu alanda çalışmalar yaparak geliştirmiş insanımızın "abi bugün derbi maçı var, abi bugün çok önemli bir maç var, abi bugün şu maç var, diyerek güzel hallerinden uzaklaşmaları ve bu kültürel yozlaşmaya karşı duramayışları. 
Aslında "kültürel yozlaşma" kelimesi olarak da meseleye bakılmayabilir. Siz bu durumun ismine ne derseniz deyin,  gönlümü rahat ettirecek bir kelime bulamıyorum kendime göre. 
İnsan milli ve manevi değerler ile haşır neşir olduğunda, "daha çok kendi" "daha çok millî" olabiliyor ve bundan belli belirsiz derin bir haz alıyor.  Tuttuğu takım kazanınca nasıl sevinebiliyorsa ve bu sevinç çok doğalsa.... Olaylara millî ve yerli düşünce açısından bakan insanlar da bazı düşünsel sıkıntılar yaşayabiliyorlar, benim gibi. 
Çok fazla uzatmaya gerek yok. Ne kadar uzatsam da bu mesele bir köşe yazısının çözebileceği bir iş değil. Fakat kendi arzu ve isteklerinin girdabında, kendi tutkularının ateşinde harlanan ve benlik alevlerinde kendimizi kaybettiğimiz yani bir başkasına benzemeye başladığımız günden beri ne olduğumuzu ya da ne olacağımızı tespit edemez duruma geldik. 
Tutunduğumuz her dal elimizden kaydı, güvenerek durduğumuz her zemin de sarsıntılara uğruyor. Milli benlik, dini fikriyat,  örf-adet ve gelenekler, küresel girdabın karşısında can çekiştiriyor. Gittikçe normalleşmeye başlayan ve her alanda kendini hakimiyetini ispat etmeye aday bu hakim kültürel durum bizi nerelere savuracak onu kestirmek güç. 
Yok vazgeçtim... Bu meseleyi kestirmek güç değil zira Peygamber Efendimiz (sav): "Onların yolunu adım adım takip edeceksiniz, onlar bir fare deliğinden geçseler siz de oradan geçmek isteyeceksiniz" dediğinde sahabeyi kiram: "Ya Resulallah, onlar Yahudi ve Hristiyanlar mıdır?" diye sorduğunda Peygamber Efendimiz (sav): "Başka kim olabilir ki" diye cevap veriyor. Sonra bir sahabe: "Ya Resulallah, biz o zaman çok mu az olacağız?" Peygamber Efendimiz (sav):"Hayır, o zaman bilakis çok olacaksınız/ kalabalık olacaksınız. Lakin kalbinizde vehn olacak." "Ya Resulallah, vehn nedir? diye sorulduğunda cevap: Dünyayı çok sevmek ve ölümden korkmaktır" buyurdu. 
Bu hadis-i şerif böyle bir konunun arkasında yakıştı mı yakışmadı mı bilmiyorum, onu siz değerlendirin. Fakat  büyük sermaye sahiplerinin çalışıp ortaya koyduğu bu kültürel evrim, bu kültürel değişim bizi -hiç ilgisi yokmuş gibi dursa da-uzaktan yakından etkiliyor. Ve birçok muhabbet adamı, dava adamı yavaş yavaş eriyor. 
Basit bir futbol karşılaşmasının zihnimizde yaptığı çağrışımla bunları dusunurken, itiraz edenler acaba hangi algıların kurbanı olduklarını ya da hangi düşüncenin müdafaasını yaptıklarını fark ediyorlar mı?

Tüm Yorumları Göster (0)