Abdülvasih Duran

(E)LİNE (D)İLİNE (B)ELİNE SAHİP OL. (EDEB)

02 Eylül 2015 / Çarşamba 21:33:47 | YAZARLAR | Abdülvasih Duran

Edep kelimesi,yerinde ve ölçülü davranış,herkese karşı iyi davranma,haddini bilme,terbiye,nezaket ve kibarlık gibi anlamlara gelir.Edep güzel ahlakın tümünü ifade eder.Yani ne kadar güzel davranış varsa o edeptendir.

 

      Resulullah (sav):”Beni Allah terbiye etti ve ne güzel terbiye etti” buyurmuştur.Zaten Rabbimiz de Peygamber efendimiz için:”Muhakkak ki sen büyük bir ahlak (edep) üzeresin”(Kalem,5) buyurmaktadır.Yani Peygamber Efendimizin güzel ahlakını kendisine ,ailesine ve çocuklarına uygulayanlar aynı zamanda en güzel terbiyeyi de öğrenmiş ve uygulamış oluyorlar.

 

      Edebin diğer adı da ‘Haya’dır.Bilindiği gibi haya Arapçada ‘HAY’ kelimesinden gelir.Yani insanın ruhunun canlı ve diri olmasıdır.Demek ki haya ve edep gitti mi insanın ruhu manen ölmüş demektir.

 

       Resulullah (sav) ahlak ve edebe çok önem vermiştir.Ebu’l Sa’d el Hudri derki :”Resulullah’ın (sav) hayası genç bir kızın hayasından daha fazlaydı”.

 

        Resulullah (sav) efendimizin de bu konu ilgili olarak şu Hadisi şeriflerini hatırlayalım:

-“Utanmadığın sürece istediğini yap”,

-“İman yetmiş kusur şubedir.Hayada imandan bir şubedir(bölümdür)”,

-“Allah’tan hakkıyla haya edin.Haya,başı ve onun taşıdıklarını(göz,kulak,dil,fikir,akıl),karnı ve onun ihtiva ettiğini (kalp,mide,tenasül uzuvlarını) korumaktır.

 

        Büyüklerimizin yaşadıkları o eski dönemde ortaya koydukları edep ve haya örneklerini taşıyan yaşantılarını duyup öğrenince hayran kalıyoruz.Ve ne güzel günlermiş o zamanlar diyoruz.İşte eski zamandaki büyüklerimizin  hayatlarından bazı örnekler:

 

-Eskiden evlerin dış kapılarının üzerinde biri ince diğeri kalın olmak üzere iki tokmak varmış.Eğer gelen misafir bayan ise ince tokmak ile kapıyı çalarmış.Evin hanımı gelip kapıyı açarmış.Eğer gelen erkek misafir ise kalın tokmak ile kapıyı çalarmış.O zaman da içerdeki erkek gelip kapıyı açarmış erkek yoksa evin hanımı örtüsünü iyice örtüp gelip kapıyı açarmış.

 

-Eve gelen misafirler genellikle aç olduklarını  gizlerler ve yemek istemekten utanırlar.İşte gelen misafire kahve ile su götürülürmüş, eğer misafir önce kahveyi içerse karnı toktur demekmiş,yok eğer önce suyu alıp içerse karnı açtır demekmiş ve ona sofra hazırlanırmış.

 

-Eğer bir evde hasta varsa o aile pencerenin önüne sarı renk bir çiçek koyarlarmış.Oradan geçenler gürültü yapıp rahatsız etmesinler diye.Eğer kırmızı çiçek varsa o evde genç kız var,yoldan geçenler,laflarına ve sözlerine dikkat  etsinler demekmiş.

 

-Aynı sokaktaki evlerin kapıları karşı karşıya olmazmış,birbirlerine çaprazmış.Sebebi de aynı anda evlerin kapıları açılsa kimse ötekinin evinin içini görmesin, demekmiş.

 

-Evlerde kimse ayakta yemek yemezmiş,evin büyüğü besmele çekip başlamadan kimse yemeğe başlamazmış.

 

-Ramazan ayında iftar saatinde evlerin kapıları açık bırakılırmış.Misafir ve yabancı bir kimse gelip rahatlıkla iftarını açarmış.

 

-Mahallede biri öldüğü zaman bir hafta on gün hiç kimse radyo ve müzik açmazmış.Cenaze  evine yemek götürürlermiş çünkü o üzüntülü  ev halkı kalkıp yemekle uğraşması mümkün olmazmış.

 

-Misafirin ayakkabısının ucu eve  taraf gelecek şekilde düzeltirlermiş.Yani senin gelmenle rahatsız olmadık her zaman buyurun gelin demekmiş.

 

-Camilerin avlularında sadaka taşları varmış.zenginler oraya sadakalarını koyar,fakirler gelip sadece ihtiyacı kadar alırmış.

 

-Akşamları aile kendi içi sohbetler yapılırmış.Böylece çocuklar büyüklerinden öğrendikleri bilgi ve edeple büyürlermiş.

 

       Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.Sanırım bu örneklerin bir kısmını yaşayanınız veya duyanlarınız vardır.Bugün de benzer bir hayatı yaşamamız mümkündür.Çünkü büyüklerimizin ölçüsü Kur’an ve Resulullah’ın (sav)sünnetiydi. Elhamdulillah şu anda ikisine de (Kur’an,sünnet) yine sahibiz.İstersek hayatımızı yeniden anlamlandırabiliriz.Böyle yaparsak ne gençlerimiz madde bağımlısı olur ,ne boşanmalar artar ve  nede toplumun huzurunu kaçıran işler meydana gelir.

 

     UNUTMAYIN:Madde mana dengesini bozduk.Maddeye,paraya,dünyaya daha çok önem verdik.Buna karşılık ahiretimize ,maneviyatımıza ve değerlerimize tam tersine daha az önem verdik.Kısacası “Lokma peşinde koşarken Lokmandan (ilim,hikmet edepten) olduk”.

                                                                                                              

                                                                                                                      

Tüm Yorumları Göster (0)