Hamza Süngü

Dokunma!

27 Eylül 2019 / Cuma 18:16:30 | YAZARLAR | Hamza Süngü

Dilimizin yozlaşması ve bizden götürdükleri ile ilgili ukala bir edâ ile olması gerekeni anlatacak durumda olan en son kişi belki de benimdir. Lakin ellerimizden kayıp giden miras’ı manevimizi dil ve dil temelinde belki binlerce yılda bina ettiğimiz ıstılahların, kültürümüzün ve hayata bakışımızın en önemli yapı taşları olduğunu düşünerek her an biraz daha harabât haline dönüşen kültürel enkazımıza biraz daha moloz yığını ilave edildiğini görünce hayıflanıyorum


Birkaç gün önce yerel bir gazatede ‘Tarihimizi çaldılar’ başlığı altında sunulan haberin konusu; esasında ilçemizde bulunan bir Alp kabrinin uyanık davranan başka bir belediye tarafından kendi sınırları içinde olduğunu iddia etmesi ve bir kabr’i kâzibin mevzuu idi. iç sayfalarda ise tarihine ve mazisine sahip çıkma hasletinden yoksun başlığı görünce şaşırıp kaldım… zira Abdülhamîd hânın velâdet’i devriyesine sebeple dikilen 177 fidanın haberini veriyor, lakin Abdülhamîd ismini haber başlığına Abdülhamit olarak derc’ediyordu.

 

Uygunsuz bir sözcük olup olmadığını münazara etmek bir yana, iki sayfa önce tarihine ve ceddine onun nezdinde mâzisine sahip çıkan bir tavır sahibi olarak değerlendirdiğimiz mecmuamızın iki sayfa sonra ceddine bir harf veya imlâ hatası nispeti ile yabancılaşan durumunu tahlil etmek dahi kendine yabancı düşen bir bakışla mümkün olmadığını  düşünerek öyle mahsun öyle melül kalakalıyor insan !

 

Daha yakın nasıl olunur? Nasıl yakınlaşılır imlâ işaretleriyle gömdüğümüz manânın harf ve kelime kalıplarına sığmayan o sonsuz alemine? Eskiler ‘Usulsüz vusul olmaz’ demişler usulünce geçmişten devir alamadığımız ve geleceğe taşıyamadığımız her kelime, bin yıllık geçmişimizin karşısında yabancı gibi kalakalmamıza sebep oluyor. Perde üstüne perde. idrak üstüne beton !

 

Bakınız bir harf ve şapka farkıyla ıskalanan ve kendi kendimize hakaret edebilme kabiliyetimizi iyot gibi meydana çıkaran kelimeler manzumesinin serencamına;

 

HAMİT; Şiddetli,sağlam,üzerinde kıl olmayan yağ tulumu (Abdülhamit desek şunumu kasdediyoruz? Yağ tulumunun kulu !

HÂMİT; Yanmış ve pörsümüş süt.

HAMİD; Alevi sönen ateş,ölü,ölmüş.sönmüş.idraksiz.sâkit ve sessiz.ölü gibi halsiz olan.

HÂMİD; Cenab’ı Hakk’ka hamdü senâ eden.Allah’a şükreden.(bu kelimeyi kullansak,yani Abdülhâmid desek kula kulluk anlamına gelen bir isim ile tesmiye etmiş oluyoruz.

HAMÎD; Senâ edilmeye ve medh’edilmeye elyâk olan.dünya ve ahirette Hamd kendisine mahsus olan Allah !

 

     Yukarıda kendimce anlamlarını sıralamış olduğum kelimelerin hangisinin kulu olmak isterdiniz? Kendi nefsini layık görmediğin mevzuyu bir başkasına giydirmenin, Muhammed’i ahlaka mugayır bulunduğunu söylememe gerek var mı bilmem? Lakin şunu söylemek isterim ki;

  Âteş?i ruhsar ile yanmış kararmış çehresi,

Harf libâsından soyunan nokta?i uryâna bak.

 

Kelâm’ı kibarından cüretle, manayı üryân kılanların güzelliği yok ise bizde;

 

 "Nereden eserse essin rüzigâre dokunma..

Yar zülfüne dokun amma Zülfi yâre dokunma..."

 

nasihatini kendimize rehber edinelim. Zira dilediğini suretten sîrete geçirebilenlere sureti tarumâr etme selahiyeti verilmiştir. Yani yıkmak için yapmak…Öyle bir murâdın yoksa kardeş,dokunma bin yıllık fukara hırkasına.

 

Selam ve muhabbetle

 

Hamza SÜNGÜ

 

 

 

 

Tüm Yorumları Göster (0)