Yusuf Mutlu
yusufmutlu16@hatmail.com

Depremler tufanında nerede durmalıyız ?

30 Ocak 2020 / Perşembe 11:15:15 | YAZARLAR | Yusuf Mutlu

Bir depremler tufanıyla başladı 2020. Önce Elazığ ve Malatya’yı vuran ve  41 kişinin canına mal olan “jeolojik deprem” geldi.  Sonrasında henüz insanlar daha enkaz altında iken canla başla çalışan kişi ve kurumları hedef alan siyasi amaçlı provokatif hareketlerle kendini belli eden “ahlaki bir deprem” ve en nihayet ABD elebaşısı Donald Trump’un terörize ettiği “Kudüs meselesi” ile patlak veren “Küresel bir deprem” ...

Siyasî ya da insani  fark etmiyor hepsi eşit büyüklükte vicdan sahibi insanın yüreğini sarsan ve kanatan olaylar. Birileri canıyla boğuşurken siyasi rant devşirme amaçlı hareketler dahi buna dahil ! İnsanların yardımına koşmuş bir kurumu 10 tl lik bir yardim çağrısı yüzünden küçük düşürmeye çalışıp, zan altında bırakmak hem de böyle bir hengâme ortasında! Nasıl bir vicdan anlayışıdır arkadaş! Siyaset gerçekten buna mı muhtaç kaldı!? Bu kadar mı ayağa düştü !?

Eğer bu kadar düştüyse gerçekten artık bu ülkeye faydaları dokunmayacak demektir ! Ben 17 Ağustos depremini birebir yaşamış ve o dönem devletin çaresizliğini de görmüş bir insanım. Ta öyle bir zamandan bu zamana kadar eğer Devlet saatler içinde JAK AFAD UMKE KIZILAY ve pek çok sivil toplum kuruluşunun yardim ve kurtarma ekipleriyle müdahale edip yetişiyorsa hem bir depremzede hem bir yurttaş hem de bir insan olarak  sevinir şükrederim. Hiç bir şey yapmazsam susarım da kendimi düşürmem bu kadar basit !

Deprem tufanının bir boyutu da Donald Trump ‘un Kudüs açıklaması oldu. Küresel siyaset sahasında  “Özne” olmanın eksikliğini , kendini dünyanın jandarması addeden bu yapının mafyavari açıklamalarında hissediyoruz. Dünya Müslümanlarının neden bugün bu halde olduğunu herkes soruyor ve kendince açıklama getiriyor.

 Rabbimiz kur ‘an - ı Kerimde “Birbirinizle didismeyin,devletiniz elinizden gider ve size yardım da edilmez.” Diyerek bu meseleye noktayı koymaktadır. Müslüman olsun olmasın tüm toplumlar için bu geçerlidir. Didismenin temel olgusu ise “hamaset” dediğimiz akılcılık , üslup ,zamanlamadan uzak , gereksiz ve mesnetsiz söylemler manzumesidir. Bugün Elazığ üstünden ortaya çıkarılan şey budur.  Lokal meselelerde malzemesi  “Hamaset” ve “Kuru gürültü” olanlar elbette küresel meselelerde başkasının gerçekliğine esir düşerler. Bu esaretten de kurtulamazlar.

Büyükten küçüğe, özelden genele , Lokal olandan küresel olana kadar tüm olaylar ve olgular birbiriyle ilintilidir. Altta sergilenen bir davranış üstte de farklı olmayacak ama sonuç ve getiri itibariyle daha ağır olacaktır.

Bugün Türkiye de siyasi kesimlerin “Hamaset” ve  “Ucuzculuk” hastalığına kapılması tamamen kitleler ile ilgilidir. Siyâset bir arz – talep meseledir. Kitle neyi talep ederse siyaset onu sunar.

O yüzden siyasi, insani ve fiziki depremler de durmamız gereken yer  “Hamaset” değil “Akıl” ve “Vicdan” çatısının altıdır . İnanıyorum ki biz böyle su yüzüne çıkar ve güçle yeryüzünün hakimi olma hevesinde olanların boynumuza takmaya çalıştığı “3. Dünya prangası"ndan böyle kurtulabiliriz.

Selam sevgi ve muhabbetle

 

Tüm Yorumları Göster (0)