Ahmet Taştan

BİR HİKAYENİN MACERASI

27 Kasım 2020 / Cuma 11:01:37 | YAZARLAR | Ahmet Taştan

Ellerinin yeni bir parçası olan cep telefonunu ekranına dokundu. WhatsApp’ta mesajlar bitmişti yerden otların bittiği gibi. Tuşları kullanmadaki pratikliği aile içinde dillere destan olan delikanlı, ortadan ayrılmış saçlarını gözlerinin önünden gitmesi için başını geriye doğru savurdu. Sonra da sol elini tarağın dişleri gibi başının üstünde arasında ileri geri yaparak saçlarını düzeltti.  11. sınıf Edebiyat grubunda hocası bir fotoğraf paylaşmıştı. Fotoğrafa dokundu, sınıf listesinde kırmızı kalemle okul numaralarının yanı başına yazılmış birinci edebiyat yazılı notlarını gördü. İki arkadaşının giremediğini fark edince “Covid mi oldular acaba?” diye düşündü. Yazılı notlarını inceledi. Elektrik sayacı okuyan memurların apartman girişine bıraktılar toplu faturaların arasından kendisininkini çekip sonra da diğer komşuların faturasına göz atan kıskanç komşular gibi diğer arkadaşlarının notlarını inceledi. O çalışkan kız yine yüksek not almıştı. Kendisi de samimi arkadaşları gibi vasat bir notla idare edecekti. Sınıf listesinde kırmızı çizgileri de hoca eklemişti sütun sütun. Bir sütunun başına da “Hikaye” yazmış ve performans ödevini yapan arkadaşlarına artı (+) koymuştu.-Oğluum, sofra hazır hadi kahvaltıya!

Annesiydi seslenen ama asıl davet odaları dolduran mis gibi kokulardandı. Kahvaltı için hazırlanan sucuklu yumurtanın kokusu annesinin sesinden daha da davetkârdı. Delikanlı ayaklarını uzattığı tekli koltuktan çekti. Lakin gözlerini telefon ekranından ayırmadan kalktı. Daracık odanın beyaz kapısına doğru yürürken dengesini bir an kaybedip kitaplığa çarptı. Neyse ki toparlandı düşmeden. Salonun önündeki holden mutfağa gidinceye kadar ödev yapıp artı (+) alanların isimlerini okudu.

Kendisi henüz hikayesini yazmamıştı. Nasıl yazacağını da bilmiyordu. Hocası, hikaye konusunun ilk dersinde dikkat çeken bir soru sormuştu:-Bir ünite veya bir konu, ne zaman tam anlamı ile biter? Cevabını kendisi vermişti:  -O edebi tür (deneme, hikaye, şiir vb.) hakkında öğrenci de bir ürün ortaya koyduğu zaman o konu biter. Yani hikaye konusu bittiğinde siz de bir hikaye yazacaksınız, demektir bu!  -Bırak artık o telefonu elinden, sofraya gel!

Babası son uyarısını yapıyordu ekmeği dilimlerken. Ablası dumanı uçuşan sımsıcak çayları döküyordu. Annesi masadaki eksikleri tamamlıyordu fır fır dönerek.

Delikanlı, nasıl bir hikaye yazmalıyım ki hem ödevimi yapmış hem de bir ayıp işlemekten kurtulmuş olurum, diye düşündü. Telefonunu buzdolabının üstüne bıraktı. Dalgın dalgın sofradaki yerine geçti. Mutfaktaki muhabbet bir uğultu yumağı olmuş, kulak çeperlerine çarpıyordu ama kimin ne dediğini anlamıyordu delikanlı. O hikayesinin temasından konusuna; konusundan kişilerine, oradan onların yaşadıkları mekana ve olayın geçeceği zamana yönelik düşüncelerle boğuşuyordu. Niye “olay hikayesi” olsun, bu pandemi yani küresel salgın döneminde hayat bile durgunlaştığına  göre “durum hikayesi” yazmak aklına yattı.

Lakin bu sefer de edebi akımlar askerî geçit yaptı zihninde. Bunların hepsi, yakın zamanda yapılan edebiyat sınavı çalışmasından kalmıştı.Şimdi edebî akımları düşündü... Bir sayısal öğrencisi olarak akılcılık ve sağduyuya değer veren klasisizmin etkisinde yazmalıydı. Fakat o kadar mitoloji veya tarih bilmiyordu hatta hiç de mükemmelliyetçi değildi.

Bu arada salgın sebebiyle ölümlerin çok olması duygusallığını depreştirirmiş, ayrıca sınavların stresinden kurtulmak için izlediği “aşk kokulu” diziler onu romantizme gark etmişti fakat gördüklerini yazmak çok daha kolayına gelirdi. İşte kahramanları da yanı başındaydı. Çalışkan babası, fedakâr annesi, yardımsever biricik ablası vardı. Onların günlük davranışlarını gözlemler ve kendini de hesaba katmadan yazabilirdi.

Şiir yazamayacağı için parnasizmi düşünmedi hiç, ama bu masadaki  kahramanların tutum ve davranışlarını gözlemlerken dedesinden ve ninesinden aldıkları o kadar çok özelliği düşününce, “aynı sebepler, aynı sonuçları doğurur” diyerek natüralizme doğru dönecekti ama ondan da vazgeçti.

Yeni icatlar tasarlayan bir sayısalcı olsaydı belki dış dünyadaki şeylerin etkilerini iç dünyasına yansıtarak sembolizmle yazabilirdi lakin iki sayfalık bir hikaye için bu kadar geri dönüşüm tekniği hem de kahvaltıda yeterliydi. -Hadi kahvaltını yap. Çayın soğutma. Yumurtanı da ye...  Sofradaki kaplara girmesin diye bir eliyle örtüsünü tutarken öbür eli ile ekmeğe uzanıp şiir gibi cümleleri kuran ablasıydı.

Yavaş yavaş altı aylık olmuştu; yakında harika bir doğum gerçekleşip nurtopu gibi bir hikaye doğardı belki. Başlık, paragraf, imla, noktalama, hikaye türü, edebi akım, edebî sanatlar; serim, düğüm, çözüm; olay, zaman, mekan ve  kahraman... İlâhî bakışı açısı, gözlemci bakış açısı, kahraman bakış açısı... Derken derken hikaye dokuz aylık olmuştu zihninde. Şimdi doğum zamanıydı. Sofradan kalktı, telefonunu dolabın üzerinde unuttu. Kağıdın başına çöktü, kelimeler arasına gömüldü. Cümleler tren katarı oldu, maceranın sonuna doğru uçtu gitti.

Tüm Yorumları Göster (0)