Ahmet Taştan

Akıl Tutulması

07 Eylül 2013 / Cumartesi | YAZARLAR | Ahmet Taştan

“Akıl kayması” ve “akıl tutulması” üzerinde düşünmek isteğimi belirtmek istiyorum. Hem bir dil jimnastiği yapmış oluruz hem de düşünme çabasına gireriz. Zira aklımızı çalıştırmak zahmetli bir iştir. Ne diyoruz zaten; Kafa yoralım.

 

“Tutulma” kelimesinde; “takılıp kalma, ondan geçememe, bir anlık veya kısa bir süre öylece durmak” gibi anlamları barındırdığını söyleyebiliriz.  “Tutulma” kelimesini ay tutulması, güneş tutulması tamlamalarında kullanıyoruz. “Aşk Tutulması” isimli bir film de vardı ki, yukarı da açıkladığımız manalara işaret eder. Tutulmada durağanlık var sanki. Akıl edememe anlamı ağır basıyor.  Biri karşında konuşuyor, aklı harekete geçirecek delilleri bir bir sıralıyor ancak sonuca odaklanmış, sonuca kilitlenmiş, ikna olmuş kişi tekrar baştan alıp düşünemiyor. Tutulma bu.

 

Bir zamanlar ateist biri ile muhabbet etmiştik. Dinin anlamını insanlara iyi davranmak ve insanların hakkını yememek gibi cümlelerle özetleyip camide namaz kılanların ne kadar çok kaba davrandıklarını ve borçlarına sadık kalmadıklarını, kul hakkı yediklerini anlattı ve ateist olmasının sebebini açıkladı. İkna çalışmalarına başladık. Tık yok Adam kapıyı kilitleyip oturuyor beyninin içinde. Rahatsız olmak ve beğenmediği insanların safında yer almak istemiyordu.

 

Kendisine dedim ki, “kardeşim bizim derdimiz bu akşam seni dindar yapmak değil. Ancak düşünerek geldiğin ve noktayı koyduğun yere dönmek istiyoruz. Senin tekrar verileri kontrol etmeni istiyoruz. Sen düşünen birine benziyorsun. Düşün ve tekrar bir değerlendirme yap.”Tutulmuş aklıyla  “Hayır, gerek yok, ben ölçüp biçtim, sonuç bu kardeşim” dedi. “Kardeşim dinin tanımı sen de yanlış demesem de eksik. Din, sadece insanlar arası irtibatı değil Yaratıcı ile irtibatı da düzenliyor, dedim ve akıl tutulması yaşayan arkadaştan ayrıldık.

 

Münafıklar, çıkar/menfaat merkezli düşündüklerinden akıl tutulmasına uğrayanlardır. Müşrikler de “hadi vaad ettiğin azabı getirsene” diye meydan okurken de akıl tutulmasına mazur kalırlar. Kendi meşrebini, mezhebini, takımını tek ve en üstün görenlerde aynı hastalığa yakalanmışlardır. Bir başkası da doğru olabilir, bir de o açıdan bakmayı deneyelim, diyenler de bu hastalık olmaz.

 

Rabbimiz bir sözünde; “Onların Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik?” buyuruyor.

 

İster empati deyin, ister tedbir deyin fark etmez. Akıl tutulmasına yakalanmamış biri insan bu ayeti, bu terbiyeyi, bu inceliği bilir ve uygular. “Ama onlar bize böyle yaptı” gibi dizginleri başkasının eline verilmiş davranışlara düşmeden hâkimâne bir tavırdır bu.

Bendeniz de düşünce yazılarımı sırf bu yüzden yazıyorum. Akıl tutulmasına uğramamak için. Bir defasında ham softa birine “Hz. Peygamber (as)’in “zelle” denilen, Rabbimizin uyardığı ve affettiği ufak günahları varmış, biliyor musun, demiştim. Tasdik edercesine başını salladı. Peki, şeyhinin bir hatası var mıdır? diye sordum hemen. Kaşlar havaya kalktı. Baş itiraz edercesine sallandı.  Bu iyi bir tutum değil tabii. Öğrenmesi lazım.  Kelimeleri ve kişileri zihninde doğru yerlere oturtması lazım. Bunu da ilim erbabı yapacaktır.

 

Akıl kayması mevzusunu az çok biliyorsunuz. Burada durağan bir akıl yok. Gelen verileri ölçüp tartıyor ama bir yerlerde hata yapıyor. Kayma kelimesine yoğunlaşırsak. Tam denk gelmeyen, üstü üstüne gelmesi gerektiği halde örtüşmeyen anlamlarında kullanıyoruz sanırım. Tutuyordum elimden kaydı. Yıldız kaydı gibi dilimizdeki verileri toparlayabiliriz, düşünmek için.

 

Akıl kayması, saatin yanlış çalışması; akıl tutulması, saatin durmuş hali, diyesim geliyor. İblisin akıl kaymasını bilirsiniz. Secde etmemişti Âdem’e. Nedenini “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni Ateş’ten O’nu da Toprak’tan yarattın” (A’raf 12) cevabıyla açılamıştı.

 

Evet, Âdem “topraktan” doğru bilgi…  İblis “ateşten” doğru bilgi…  Fakat “ateşin topraktan daha hayırlı olduğu” nereden çıktı. Bu değeri kim biçti? İlahi ölçü mü var bu hususta? Akıl kayması dediğim işte budur.

 

Başka bir yerde Rabbimiz birinden bahsediyor. Bakın nasıl anlatıyor?

 

Çünkü o, bizim ayetlerimize karşı inatçıdır. Çünkü o, düşündü taşındı, ölçtü biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü biçti  Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti   Sonra (Kur’an hakkında) derin derin düşündü. Sonra yüzünü ekşitti, kaşlarını çattı. Sonra arkasını döndü ve büyüklük taslayıp şöyle dedi: Bu, ancak nakledile gelen bir sihirdir? Bu, ancak insan sözüdür?

 

Akıl kaymasını önlemek için delillere (eski ifade ile illetlere) dikkat etmeli. Bilenlerden öğrenmeli. Daha bu gün okuduğum bir kitapta: Fıkhı fıkıhçıdan öğrenmek lazım. Tasavvufu da erbabından öğretmek lazım diyordu.

 

Akıllı adam aklına nefsini karıştırmadan düşünen ve Yüce Akıl Sahibiyle ters düşmeyen adamdır vesselam.

.

Tüm Yorumları Göster (0)