Biz memurların ve orta halli bürokratların vazifeleri mucibince, ita, sicil ve disiplin amiri olarak kaymakamlar pek mühimdir… Aslı “Kaim Makam” olan iki kelime birleştirilmiş, zamanla “Kaymakam” halini almıştır bilirsiniz… Osmanlı devlet geleneğinde padişahın, şimdiki haliyle Cumhurbaşkanının taşradaki temsilcisi, tüm bürokrasi ve yerel yönetimin amiri durumundadır kaymakam… Sınırlı bütçe, sınırlı yetki ve büyük sorumluluk altında yürütürler devletin tüm işlerini. Devlet teşkilatının iz düşümü olan ilçelerde, bakanlıkları temsil eden müdürlük, amirlik ve şefliklerine mihmandarlık yapar, sevk ve idare ederler vazifeleri gereği…
Görev tanımları açık ve net ifade edilmiş kaymakamların. Yıllarca bu doğrultuda eğitilmişler ve görev süreleri üzerinden ilçelerinde vazifelerini hassasiyetle yaparlar… Şehrin emniyet ve güvenliği başta olmak üzere eğitimden sağlığa, sanattan sosyal hayata, tarımdan ormana, her husus onun alanındadır velhasıl…
Kimi rutin götürür işlerini, kimi kırar döker, sıkı disiplin uygulama pahasına, incitir emrindekileri ve şehrin sakinlerini…
1992 yılında vazifeye başladığım Tunceli’nin Pertek ilçesinden bu güne, onlarca kaymakamla çalıştım bu vesileyle… Her birinden çok şeyler öğrendim, kamu yönetimi adına çatıştıklarımızda oldu, çok sıkı dostluk kurduklarımızda… Seçilmiş insanlardı hepsi, zeki, disiplinli, milliyetçi, Allah’tan korkar halleri vardı… Hiç biriyle kötü anım olmadı çok şükür… Pertek’te ilk göz ağrım, ilk amirim Şevket CİNBİR idi, gencecik, hırslı, azimli, adaletli, vatanperver, gözü pek bir delikanlıydı bizim gibi… Terörün en şiddetli zamanlarında kelle koltukta bihakkın vazifesini yerine getirdi Allah razı olsun, gencecik yaşımda okul müdürü yaptı ve ailesinden saydı beni, dostluğumuz ve minnettarlığımız devam ediyor hala…
Sonra İnegöl… İsmail Aka merhum. Dörtçelik’te öğretmendim onun zamanında, iyiydi hoştu, Allah rahmet etsin…
Sonra İnegöl Lisesi müdürlüğüne atandım, zor okul, zor zamanlardı… Erdoğan BEKTAŞ geldi, sıra dışı, ufku açık, dini bütün, milliyetçi ve gözü kara, efsane kaymakamı İnegöl’ün… İlçede her alanda vizyon koydu ortaya, yüreklendirdi, öne düştü, dertlendi ve çok eserler kazandırdı, çok projeye öncülük etti, samimiyetle… Sonra vali oldu birkaç şehirde, gidişi üzdü beni ve tüm yakın dostlarını, kopmadık, ailecek görüştük o gün bu gün… Sonra Aziz İNCİ gelmiş, ben Mudanya’daydım, o da güzel insanmış, naif, duygusal… Kısa süre çalıştı, Allah rahmet eylesin…
Sonra Ali AKÇA, tam bir beyefendi, tam bir Anadolu evladı… Müthiş zeki, (Rabbim nazarlardan korusun) adaletli, disiplinli, alçak gönüllü, güzel bir dost, kadirşinas bir arkadaş… İnegöl’e çok değer kattı, görev süresince, birlik beraberlik adına çok konuya el attı, çok meseleyi çözdü tecrübesi ve birikimiyle…
Sonra Şükrü GÖRÜCÜ… Devletin bütün yüzlerini gördük onun şahsında, otoriteyi de, şefkati de, adaleti de, disiplini de, hepimize çok şey kattı hal diliyle… Pandemiye onunla tutulduk bu şehirde, birlikte mücadele ettik, zor dönemdi… Burada emekli oldu ve kopamadı buralardan…
Ve Eren ARSLAN… Hiç birinin gidişi bu kadar etkilemedi gerçekten… İsmi açıklandığında, Milas İlçe Gençlik ve Spor Müdürünü aradım, sordum itiraf edeyim… “Çok şanslısınız, mükemmel bir idareci, harika bir insan geliyor ilçenize. Ne olur üzmeyin, kıymetini bilin” dedi bana. Uzun uzun anlattı, şehit yakınlarına gazilere düşkünlüğünü, hassas yüreğini, nezaketini, merhametini, disiplinini, titizliğini, vatan millet sevdasını anlattı… Mükemmel top oynadığının altını çizdi, daha çok şey konuştuk telefonda…
Sonra geldi.. Covit belası başımızdaydı hala. Maskeler altında tanıdık birbirimizi… Milâs’tan aldığım bilginin eksiği var, fazlası yoktu…
Ahlaklı, edepli, dürüst, zeki, çalışkan, milliyetçi, dindar, titiz, görev aşığı, vizyon sahibi, lider biriydi kısa sürede gördüklerim… Sonra dinledikçe, izledikçe, daha samimi ortamlarda fark ettim bana yakın yönlerini, beş buçuk yılda göremediklerinizi de gördüm onda ben…
Merhametini gördüm, hassas kalbini mesela, o da şairmiş, yazarmış çocukluğundan beri. Duygusal halini gördüm, memleket adına her olumsuzluğa dertlendiğini, bütün yüreğiyle üzüldüğünü, çare aradığını… Romanlara, kimsesizlere, yaşlılara, bağımlı veya suça bulaşmış çocuklara hassasiyetine şahit oldum sizin gibi… Beş buçuk yıl muntazaman aksatmadığı, mahalle ziyaretlerini, muhtarlar toplantılarını, “mesai arkadaşlarım” dediği bizlerle olan rutin toplantılarını, muntazam aldığı notlarını, titizlikle ve çözene kadar takip edişlerini gördüm…
76 doğumlu Eren’i, kardeşim Ali gibi sevdim ben… Sevgi ve muhabbetini her ortamda hissettirdi çünkü. Dinledi, saydı, değer verdi her fikre… Otoritesini bilgisiyle kurdu, yüreklendirdi, teşvik etti, önerilerimize kıymet verdi… Top oynadık, ergenler gibi kapıştık sahada, incitmeden kırmadan dökmeden oynadık… Naif haliyle, nezaketiyle katıldı her davete, her cemiyete iştirak etti, horon da oynadık, hoşkin de… Of görevinden kalma Trabzon aşkını dile getirdi her fırsatta… Mükemmel bir baba, iyi bir eş gördüm onda ben, örnek bir aile geldi İnegöl’e, o güzellikle de ayrılıyor aramızdan…
Ahmet Vefik Paşa yı bilirsiniz, Bursa’lı meşhur Osmanlı valisi, ideal yöneticide bulunması gereken “24 M” den bahseder… Birkaçını ben yazayım; Muteber: Güvenilir, saygın, Mutena: Seçkin, özenli, Mutedil: Ilımlı, dengeli, Mu’tezim: Azimli, kararlı, Munis: Cana yakın, uyumlu, Muvaffak: Başarılı, Mütefekkir: Düşünür, Müferrih: Güleryüzlü, ferahlatan…
İstisnasız hepsi var Eren kaymakamımızda, araştırın diğerlerini, örtüştürün… Doğan Cüceloğlu 54e çıkarmıştı bunları, ona da bakın hatta…
Velhasıl, kıymetli kaymakamımı, güzel bir kardeşimi Ataşehir kaymakamlığına uğurluyoruz bu haftanın sonunda…
Pek kısa bir süre sonra “Vali Eren Arslan” olarak geri dönmesi temennisiyle, biz razıydık ondan, Rabbim de razı olur inşallah…
İyi ki tanıdık, iyi ki hayatlarımız kesişti…
İyi ki varsın EREN…
YUSUF ŞEVKİ YÜCEL
18.06.2026 | yusev@hotmail.com