Merhaba İnegöl'ün güzel insanları!
İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
Osmanlı’nın kuruluş sancıları içinde stratejik bir kale gibi yükselen İnegöl, sadece savaşçılar ağırlamadı; aynı zamanda Anadolu’nun dört bir yanından gelen devlet akıllarına, asil ailelere de yurt oldu. Bugün köşe penceremizden, Amasya’dan İnegöl’e uzanan köklü bir göçün ve bu göçün şehir dokusuna kazandırdığı Ahî ruhunun izini sürüyoruz.
Tarih, bazen bir coğrafyadaki kırılmanın, bambaşka bir coğrafyada nasıl filizlendiğinin en güzel şahididir. Orhan Gâzî devrinde, 1354 yılında Osmanlı bayrağı altına giren Ankara Ahîleri, sultanın vefatını fırsat bilerek Karamanlıların ve diğer Anadolu beyliklerinin kışkırtmalarıyla Osmanlı’dan ayrılmıştı. Tahta henüz oturan Sultan I. Murad, bu itaatsizliğe göz yumamazdı. İlk seferini hemen Ankara üzerine yaptı. 1361 yılında gerçekleştirilen bu kararlı askerî harekât, hem Ankara Ahîlerini hem de Sultanönü (Eskişehir) yöresini kesin olarak Osmanlı’ya bağladı.
Daha önceki yazılarımızda da sıklıkla altını çizdiğim bir isim vardı: Bursa-Bey Sarayı’nda emîr-i âlem olarak hizmet veren ve İnegöl’de derin izler bırakan Aksungur. İşte Aksungur, bu fetih hareketlerinde son derece kritik ve önemli bir rol üstlenmişti.
Osmanlı’nın Ankara’ya hâkim olması; Kastamonu merkezli Candaroğulları, Konya merkezli Karamanoğulları, Germiyanoğulları ve Sivas merkezli Eretna Oğulları beyliklerini ciddi şekilde tedirgin etti. Bu tedirginlik, Ankara ve çevresinde bitmek bilmeyen sosyal sürtüşmeleri ve dalgalanmaları da beraberinde getirdi.
Tam da bu kaosun ortasında, Amasya Emirliği’ni elinde tutan Şad Geldi Ailesi, Sivas’taki Kadı Burhaneddin ile amansız bir mücadeleye girişti. Köşeye sıkışan aile, çareyi Osmanlı hükümdarı Sultan I. Murad’dan yardım istemekte buldu. Sultan Murad, bu çağrıya kayıtsız kalmadı ve oğlu Yıldırım Beyazıt komutasındaki bir askerî birliği Amasya’ya desteğe gönderdi. Bu hamlenin ardından Amasya Emirliği, kendi rızasıyla Osmanlı’ya bağlandı ve Yıldırım Beyazıt buraya Sancak Beyi olarak atandı.
Osmanlı, kendisine sığınan bu asil beyleri unutmadı. Uzun yıllar Amasya’yı yöneten Şadgeldi Ailesi’ne mensup beylere, batıda hem zengin hem de son derece verimli dirlikler tahsis edilerek devlet yönetiminde seçkin birer yer verildi. İşte bu dirlik politikasının en şanslı merkezi ise İnegöl oldu.
Amasya kökenli bu asil ailelerin İnegöl’e gelişi, bugünkü köylerimizin ve mimari mirasımızın da temelini attı. Kendisine İnegöl’de dirlik verilen bu beylerden ilki, hepimizin yakından bildiği İnegöl İshak Paşa Camii ve Külliyesi’nin bânisi olan İshak Paşa’nın dedesi İsâ Bey’dir. Yıldırım Beyazıt, İsa Bey’e bugün büyüleyici topraklarıyla bildiğimiz İsaören köyü ve çevresini dirlik olarak verdi.
İkinci büyük isim ise Çelebi Sultan Mehmed ve Sultan II. Murad dönemlerinin kudretli, hiç değişmeyen sadrazamı Beyazıt Paşa’nın babası Yahşî Bey’di. Yıldırım Beyazıt, Yahşî Bey’e de günümüzde Yenice Kasabası olarak adlandırdığımız yerleşim merkezini ve yakın civarını tahsis etti. Nitekim bu bölge, sonraki yıllarda tutulan tahrir defterlerine de resmî olarak "Yahşî Bey Karyesi" şeklinde tescil olunacaktır.
Bu göç hareketi, sadece toprakların paylaşılması ya da askeri bir yerleşimden ibaret değildi. Eskiden "Turgut Eli" olarak anılan bölge ile İnegöl kasabası arasında yükselen bu yeni dirlikler, İnegöl’ün sosyal ve kültürel çehresini kökten değiştirdi.
Amasya’dan gelen devlet aklı ve köklü aileler, İnegöl kasaba merkezindeki sosyal hayatın geniş çapta gelişmesine ve dönüşmesine vesile oldu. Bu tarihi dokunuştan sonra İnegöl, o güne kadar süregelen Bâbî geleneğinin yanına, Ankara ve Amasya çizgisinden taşıdığı Ahî geleneğini de ekledi. Şehir, bu iki güçlü manevi ve iktisadi sütun üzerinde yükselerek bugünkü ticari ve kültürel kimliğinin ilk harcını karma imkânı buldu.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN