YETİM HAKKI YEMEYİN

21 Kasım 2013 / Perşembe | İNANÇ |

gencgazete.net'e Google'da abone olun Google News

“Yetim kimdir" Yetimi himaye etmenin fazileti hakkındabilgi verir misiniz"”

 

Cevap:Ergenlik çağına ulaşmadan babası ölen çocuğa “yetim” denir. Babasını kaybeden çocuk koruma ve yardımdan, annesini kaybeden çocuk ise şefkatten mahrum kalır.

 

İslâm’dan önce insanlar, yetimlerin mallarını yerler; onlarla malı için evlenir, oğlu veya kızı ile yine malı için evlendirirlerdi.

 

“Yetimlerin mallarını haksızlıkla yiyenler, sadece karınlarına ateş
doldurmuş olurlar. Onlar çılgın bir ateşe gireceklerdir.”1

 

“Yetimin malına, olgunluk çağına (rüşd) ulaşıncaya kadar, en güzel olanın dışında yaklaşmayın.”2


Bu ayet-i kerimeler  inince Müslümanlar, yetimlerin mallarından el çektiler. Öyle ki mallarını, yemeklerini, evlerini ayırmaya başladılar.  Fakat bu durum, yetimlerin aleyhine olmaya başlamıştı.

 

Bunun üzerine kimi sahabeler, Allah’ın Rasûlü’ne, yetimler için herkesin ayrı evi, ayrı yiyecek hazırlama imkânı bulunmadığını bildirince bu ayetler indi.


Bu ayete göre önemli olan, yetimin yetiştirilmesi ve malının yetimin
yararına olacak şekilde korunması ve çoğaltılmasıdır. İslâm’da zayıfı korumak, özellikle yetimleri koruyup gözetmek çok sevaplı bir iştir.

 

Hz. Peygamber : “Yetime bakanla ben, cennette şu iki parmak gibi yan yana oluruz.”3  Buyurdu ve işaret parmağı ile orta parmağını gösterdi.

 

Başka hadislerde de şöyle buyrulmuştur: “Müslümanların evlerinin en hayırlısı, içinde yetime iyilik edilen evdir, en şerlisi de içinde yetime kötülük edilen evdir.”4

 

 “Kim bir yetimin başını Allah rızası için okşarsa, elinin dokunduğu her kıl için kendisine sevap verilir.”5



 

 

 

 

 

 

 

YETİM HAKKINDAKİ HÜKÜMLER

 

“Yetimle ilgili Kur’an ve sünnette yer alan hükümlerhakkında bilgi verir misiniz"”

 

Yetimi en yakın akrabası olan veli veya vasinin koruma altına alması gerekir. Böyle birisi olmadığı takdirde görev İslâm toplumuna düşer ve her gücü yeten mü’minin yetimlerle ilgilenmesi gerekir.

 

 Hz. Peygamber çok erken dönemde babası Abdullah’ı, 6 yaşlarında
iken de annesi Amine’yi kaybetmiş ve çocukluk yaşları yetim ve öksüz olarak geçmiştir.  Dedesi Abdülmuttalib ve amcası Ebû Tâlib onu himaye etmiştir.


Kur’an-ı Kerim’de buna şöyle işaret edilir: “O, seni yetim bulup barındırmadı mı"”6 “Öyleyse yetime sakın kötü davranma”7

 

Yetimin malına sahip çıkmanın fazileti hakkında şöyle buyrulur: “Sana yetimleri soruyorlar. De ki: Onları ve mallarını koruyup gözetmek kendi hallerine bırakmaktan daha hayırlıdır.”8

 

Yetime arka çıkmanın kişiye kazandırdığı haslet, ayette öyle dile getirilir: “Fakat o, sarp yokuşu aşamadı Sarp yokuş nedir, sen bilir misin" O, köle azat etmek, yahut açlık gününde yemek yedirmektir. Yakınlığı olan bir yetime yahut yerde sürünen bir yoksula...”9

 

 “Dini, hesap ve ceza gününü yalanlayanı gördün mü" İşte o, yetimi itip kakar, yoksulu doyurmaya önayak olmaz.”10

 

Hz. Peygamber: “Helak edici yedi günahtan sakının” buyurmuş ve yetim
malı yemenin de bunlardan birisi olduğunu söylemiştir.11

 

 Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: “Allah’ım İki zayıf kimsenin, yetim ile kadının hakkını yemekten sakınmaları için herkesi uyarıyorum.”12

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YETİMİN MALINI YÖNETMEK

 

“Yetimin malını yönetirken hangi esaslara dikkat temek gerekir"”


Cevap: Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “Rüşd çağına girinceye kadar yetimin malına en güzel olanın dışında yaklaşmayın.”13

 

Babası vefat eden yetim çocuk, rüşd çağı olan 18-20 yaşlarına ulaşıncaya kadar kendi malında doğrudan tasarrufta bulunamayacağı için, bu mallar temsilci olan vasi veya kayyım tarafından yönetilecektir.

 

Bu yönetimin en güzel oluşu rasyonel ve rantabl) olmasıyla gerçekleşir. Buna göre, yetime ait malları kiraya vermek veya satmak gerektiğinde “rayiç bedel” esas alınır. Çünkü yetim malının tükenmemesi ve artması ancak kârlı şekilde işletilmesiyle mümkündür.

 

Rayiç bedelin dışına çıkılır ve müşteri de malın kalitesi, niteliği konusunda yanıltılır  ve etki altında bırakılırsa “gabin” hali söz konusu olur. Fahiş gabin sınırına varmayan kâr yüksekliği “yesir gabin” adını alır.

 

Belh fakihlerinden Nusayr b. Yahya (ö.268/881) fahiş gabin oranlarını üç çeşit mala göre şöyle belirlemiştir: Piyasada bir malın rayiç fiyatına; gayri menkullerde 20’nin, hayvanlarda 10’un, diğer menkul eşyada ise 5’in üstünde eklenen fazlalık fahiş gabin (aşırı kâr) kapsamına girer.

 

Sonuçta Hanefilere göre yalan ve hile ile birleşen fahiş kâr, satım akdini etkiler.Ebu Hanife’ye göre alıcı, bu durumu öğrenince dilerse o malı konuşulan bu fiyatla alır, dilerse akdi feshedebilir.


Ebu Yusuf’a göre ise fahiş kârla satışta rayicin üstündeki fazlalık ve kârdan aldığı payı düşürebilir. Yetime ait mallar kârlı şekilde işletilemez ve sürekli
zarar meydana geleceği belli olursa, işletmeleri durdurup, eldeki mallar yetim için en yararlı olabilecek altın, döviz veya gayrimenkul alımı gibi bir alana yatırım yapılarak, mal varlığı koruma altına alınır ve rüşd yaşına ulaştığında kendisine teslim edilir.14


Yukarıda yetim malı için öngörülen bu ölçüler vakıf ve kamu mülkleri için de geçerlidir. Kısaca belirtilen bu üç çeşit malın kiraya verilmesi veya satılması rayiç bedel üzerinden olmalıdır. Kira bedeli fahiş gabin ölçüsünde düşük olursa akit batıl olur. Kiracıdan ya farkı tamamlaması veya kiralanan yeri boşaltması
istenir.

 

Zaruret olmadıkça yetim, vakıf ve beytülmale ait gayrimenkullerden dükkân, mesken ve benzerlerinin bir yıllığına, arazilerin ise en fazla üç yıllığına kiraya
verilmesi asıldır.

 

 

 

YETİMİN HAKKINI KORU

Vakfın ve aynı hükme tabi olan malların korunması ve amaca uygun gelir sağlanabilmesi için bu sınırlamalara gerek duyulmuştur. Hanefilerde fetvaya esas olan görüş budur.

 

Ancak vakfın onarılması için acele paraya ihtiyaç olursa, kira süresi, kira bedeli peşin alınarak uzatılabilir.15


Günümüzde vakıf gayrimenkullerin; hazine, özel idare, belediyeler, emekli sandığı, sosyal sigortalar kurumu gibi devlet kurum ve kuruluşlarına ait malların satımı veya kiraya verilmesi de İslâmî açıdan aynı hükümlere tabidir.

 

Ancak bu kuruluşlara ait iş hanı, otel, santral garaj, iş yeri vb. tesisler araştırıldığında rayiç bedelin çok altında bir bedelle kiraya verildikleri ve özellikle pek çok vakıf gayrimenkullerin çeşitli devirlerde “istibdal (hâkim kontrolünde akar yerine akar satın alma)” esasları gözetilmeden, özel şahısların mülkiyetine intikal ettikleri görülür.

 

Bunlar topluma ait mülkler olduğu için, kamu yararı gözetilmeksizin yapılan bu gibi tasarrufların, tasarruf sahipleri için uhrevi bakımdan ne kadar riskli olduğu açıktır.

 

Devletin yönetim velayetini üzerine aldığı toplum mülklerine satış veya kira halinde “rayiç bedel” prensibinin uygulanması durumunda, vakfiyelerde yer alan hayır hizmetlerinin gerçekleşmesiyle eğitim, sağlık, yoksulluk ve emeklilik gibi sosyal problemlerin devlete yük olmadan önemli ölçüde çözüleceğinde şüphe yoktur.

 

Dipnotlar:
1. Nisâ, 4/10.
2. En’âm, 6/152.
3. Buhârî, Talâk, 25, Edeb, 24; Müslim, Zühd,
42; Ebû Dâvûd, Edeb, 123.
4. İbn Mâce, Edeb, 6
5. et-Tergîb, III, 349.
6. Duhâ, 93/6.
7. Duhâ, 93/9.
8. Bakara, 2/220.
9. Beled, 90/11-16.
10. Mâûn, 107/1-3.
11. Buhârî, Vesâyâ, 23, Hudûd, 44; Müslim,
İmân, 145.
12. İbn Mâce, Edeb, 6; Ahmed b. Hanbel, Müsned,
II, 439.
13. En’âm,6/152; İsrâ, 17/34.
14. bk. Ali Haydar Duraru’l-Hukkâm, I, 588, 589;
Mecelle, mad. 165.
15. bk. H. Döndüren, Delilleriyle Ticaret ve İktisat
İlmihali, İstanbul 1993, s.276-279.

.

  Sıradaki Haber: Suriye?ye acil yardım
Bu habere yorum yapın
Bu yorumu onaylıyor musun?
Tüm Yorumları Göster (0)