KURBANA DAİR SORULAR

11 Ekim 2013 / Cuma | İNANÇ |

gencgazete.net'e Google'da abone olun Google News

Kurbanın tarihçesi: Kurban kesme uygulaması Hz. İbrahim’le başlar. Bu yüzden, Yahudi ve Hıristiyanlıkta da kurban uygulaması vardı. Yahudilikte doğum, ölüm, cüzzam gibi bir hastalıktan kurtulma, düğün, sevinç ve neşe gibi önemli zamanlarda sunulan kurbanlarla, adak veya bir günahtan kurtulma için kesilen kefaret kurbanları gibi özel kurbanlar da vardır. Kudüs’te, Süleyman’ın (a.s) Mabedi’nin yapımı tamamlanınca, bu kent kurbanla ilgili dini merasiminde odak noktası haline gelmiştir.
Ancak İsrail oğulları, M.S. 70 yıllarında Kudüs’ten sürgün edilip, Süleyman Mabedi yıkılınca, kurban kesim yerinden uzaklaştıklarını öne sürerek, kurban ibadetine son vermişler, bunun yerine günlük olarak yapılan düzenli dua geçmiştir. Bununla birlikte geleneksel Yahudi düşüncesine göre kurban gerçekte kaldırılmamış, daha doğrusu, Mabed’in yıkılışı, kurban ibadetini geçici olarak imkânsız hale getirmiştir. Bundan dolayı dindar Yahudiler Mabed’in yeniden inşası ve kurban ibadetinin yeniden başlaması için dua ederler.
Hıristiyanlıkta da, başlangıçta Hz. İsa’nın kimi kurban kesme merasimlerine katıldığı, ancak daha sonra onun, “komşuyu kendi gibi sevmek, kurban kesmekten üstündür”, “ben kurban değil, merhamet isterim” gibi sözleri, “insanlara iyilik yapmanın kurban kesmekten daha üstün olduğu” şeklinde yorumlanarak kurban uygulamasından uzaklaşılmıştır.
 
İSLAM VE KURBAN
 İslâm’da, Kurban kesme uygulaması, zekât ve bayram namazları gibi, hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır.  “İslâm’da kurbanın hükmü ve dayandığı deliller hakkında bilgi verecek olursak;
Kurbanın hükmü, Ebu Hanife’ye göre vacip, çoğunluk müctehitlere göre ise sünnet olarak tespit edilmiştir. “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” ayetindeki, “namaz”, yaygın görüşe göre, bayram namazını, “kurban kesmek” de, kurban bayramı günlerinde kesilen kurbanları ifade eder. Hadislerde şöyle buyrulmuştur: “Kurban kesiniz. Çünkü o, babanız İbrahim’in sünnetidir.” “Üç şey bana farz kılındı, size farz kılınmadı. Kuşluk namazı, kurban kesmek ve vitr namazı.” “Kesme imkânı bulunduğu halde, kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın.”
Hz. Peygamber’in, bir Kurban Bayramı günü namazdan sonra, iki güzel boynuzlu koçu bizzat kestiği, birini keserken; “Bismillahi Allahu ekber. Bu, benim ve ümmetimin kurban kesemeyenleri içindir.” Dediği meşhûrdur.
 Koyun ve keçinin tek kişi için, deve ve sığır türünün ise, yedi kişi için kesilebileceği yine hadislerle sabittir. Ancak böyle bir durumda, hayvanın etinin kurban sahipleri arasında eşit olarak paylaştırılması gerekir.
 
“KURBAN KESMEKLE YÜKÜMLÜ OLMAK İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR NELERDİR"” 
Bir kimsenin kurban kesmekle yükümlü sayılması için dört şartın bulunması gerekir: 
1) Belirli mâlî güce sahip olmak, 2) Müslüman olmak, 3) Akıllı ve ergen olmak, 4) Mukim olmak, yani yolcu bulunmamak. Hanefiler’e göre, yolcuya kurban kesmek vacip değildir. Çünkü Hz. Ebu Bekir ve Hz Ömer yolcu olduklarında kurban kesmezlerdi. 
Hz. Ali’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Yolcu olan kimseye cuma namazı da, kurban kesmek de vacip değildir.” Yolcu için kurban kesmekte ve etinin değerlendirilmesinde bir takım güçlükler vardır. Bu nedenle yolcudan güçlüğü kaldırmak için, cuma gibi kurban da ona vacip olmaz.
Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre kurban kesmek yolcu için de sünnettir. Yalnız Mâlikîler’e göre hac sırasında sünnet olan, hedy kurbanıdır. 
Hanefîler’e göre, kurban kesmeyi vacip kılan zenginliğin ölçüsü, zekât ve fıtır sadakasında aranan zenginlik ölçüsüyle aynı olup, kişinin borçları ve temel ihtiyaçları dışında 20 miskal (96 gr) altına veya buna denk paraya yahut ticaret malına sahip olmasıdır.
Ancak kurban konusunda zenginliğin üzerinden bir yıl geçmesi gerekmediği gibi, sahip olunan malın üreyen (nâmî) türden olması da gerekmez. Bu şartları taşımadığı halde, kurban alma gücü olan veya veresiye alsa bile bedelini ödeme gücünü kendinde gören kimse de kurban kesebilir. Kesilecek kurbanın geçerli olması için ayrıca niyet etmek de şarttır. 
Hz. Peygamber; “Ameller niyetlere göredir ve her kişi için niyet ettiği şey vardır.” buyurmuştur. Kurbanın kesileceği zaman, Kurban Bayramı’nın birinci, ikinci ve üçüncü günü güneş batıncaya kadardır. Fakat birinci gününde kesmek daha faziletlidir.
 İmam Şâfiî’ye göre dördüncü gün de kurban kesilebilir. Koyun ve keçi ya birer yaşını bitirmiş bulunmalı veya koyunlar yedi sekiz aylık olduğu halde birer yaşında imiş gibi gösterişli olmalıdır.
Bera İbn Âzib (r.a)’den rivayet edilen bir hadiste, kurban olmaya engel olabilecek dört özür sayılmıştır: “Açıkça belli olan körlük, açıkça belli olan hastalık, belli olan topallık, iliği kurumuş derecede zayıflık.”
Fakihler bu dört kusura kıyas yaparak başka bir takım kusurlar daha eklemişlerdir ki, bunlar bu ayarda veya daha kötü kusurlardır. İki gözü veya bir gözü kör olmak, dişlerinin çoğu düşmüş veya kulakları kesilmiş olmak, boynuzlarının biri veya ikisi kökünden kırılmış olmak, kulağının veya kuyruğunun yarısından çoğu veya memelerinin başları kopmuş bulunmak, doğuştan kulakları veya kuyruğu bulunmamak veya ayağı kesilmiş olmak bunlar arasındadır.
 
“KURBANIN ETİ VE DERİSİ HAKKINDA NE GİBİ HÜKÜMLER VARDIR"”
Adak kabilinden olmayan kurbanın etinden sahibi zengin olsun veya olmasın kendisi yiyebileceği gibi yoksul olmayan kimselere de yedirebilir ve dağıtabilir. İbn Abbas, Hz. Peygamber’in kurbanıyla ilgili olarak şunu nakletmiştir: “O, üçte birini aile halkına yedirir, üçte birini yoksul olan komşularına yedirir, geri kalan üçte birini de tasadduk ederdi.” Kurbanın et, deri, yün, bağırsaklar, kemikler, yağ, baş, ayak ve süt gibi parçalarının satılması mekruhtur. Bu ister vacip, ister nafile kurban olsun hüküm değişmez. Eğer böyle bir şey yapılırsa, kıymetini yoksullara bağışlamak gerekir. Bundan kasap ücreti de verilmez.
Kurbanın derisi Allah’ın rızasına uygun bir yere bağışlanır. Ya da ihtiyaç varsa seccade, minder gibi bir iş için evde de kullanılabilir. Kurbanın etinin, zekâtta olduğu gibi, kesimin yapıldığı bölgede dağıtılması teşvik edilmiştir. Ancak daha fazla ihtiyaç sahiplerinin bulunması durumunda, başka yerleşim birimlerine gönderilmesi veya orada kesiminin sağlanması da caizdir. Bir kimse kendi malından alıp sevabını bir ölüye bağışlamak üzere bayram günlerinde kurban kesebilir, kestiği bu kurbanın etinden yiyebilir, başkalarına da verebilir. Tercih edilen görüş budur. Ölü için kesilecek bir kurban da kurban bayramı günlerinde kesilir, arefe günü kesilemez.
Hunneş’den (r.a) şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Hz. Ali’yi iki koç keserken gördüm ve ona: “Bunlar nedir"” diye sordum. “Resûlullah (s.a.v) bana kendisi için kurban kesmemi vasiyet etmişti; ben onları kesiyorum” dedi.” Şafiilere göre, izni olmaksızın başkası adına kurban kesilemez. Vasiyet etmemişse ölü adına da kurban kesilmez. Çünkü Allah:Teâlâ “İnsan için yalnız çalıştığının karşılığı vardır.” buyurmuştur.
Dernek ve vakıf gibi kuruluşların kurban bağışı kabul etmesi veya kesim işini üstlenmesi durumunda, etleri yoksullara dağıtması, derinin parasını da hayır işine harcaması gerekir. Bu vesileyle kurban bayramının hayırlara vesile olmasını Yüce Allah’tan temenni ederiz.
.

  Sıradaki Haber: Eski karakolda kuran eğitimi
Bu habere yorum yapın
Bu yorumu onaylıyor musun?
Tüm Yorumları Göster (0)