Mekke döneminde 615 M. yılında Bizans'la İran arasında çıkan bir savaşta, Bizans yenilince Mekke müşrikleri sevinmiş, çünkü o gün için müşrik sayılan İranlılar gibi kendilerinin de Müslümanları yenerek yok edeceklerini söylemişlerdi. Ancak bu sırada inen Rum suresinin ilk ayetlerinde, yakın bir gelecekte, Bizans'ın İran'ı yeneceği bildirilmiş, gerçekten birkaç yıl sonra çıkan savaşta ehl-i kitap sayılan Bizanslılar üstün gelmiş ve müslümanlar sevinmişti. Hatta bu konuda ortaya 100 deve koyarak, bir müşrikle bahse giren Ebu Bekir (r.a) bahsi kazanmıştı. (bk. Rum, 30/1-5; Kurtubi, Cami', Beyrut, ty., XIV, 10 vd.)
İslam dini, Hz. Adem (a.s)'dan bu yana gelen bütün Peygamberlere ve gönderilen ilahi mesaja (vahiy) inanmayı "iman esasları" arasına almıştır. Bu yüzden Kur'an-ı Kerim'de bildirilen peygamberlerden bir tanesini bile inkar eden kişi, dinin sınırları dışına çıkar. Buna göre Hz. Nuh, İbrahim, Musa ve İsa (a.s) ve diğerleri İslam inancına göre birer peygamberdir ve onlara Yüce Allah'ın bildirdiği vahiy mesajı orijinal şekli bakımından doğrudur. Zaten her peygamber kendisinden sonra gelecek peygamberi haber verirken Hz. Muhammed (s.a.v.)'in son peygamber olduğu da Kur'an-ı Kerim'de açıklanmıştır. Ayette şöyle buyurulur: "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir." (Ahzab, 33/40) Bu ayet Hz. Peygamber'in son peygamber olduğunu ve onun öğretisinin bütün zamanlar için geçerli bulunduğunu bildirmektedir.
Nitekim Hz. İsa da kendisinden sonra Ahmed adında bir peygamber geleceğini şöyle bildirmiştir: "Meryem oğlu İsa da; Ey İsrail oğulları Ben size Allah'ın elçisiyim. Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek olan Ahmed adında bir Peygamber'i müjdeleyici olarak (geldim)." demişti. Fakat o, apaçık deliller getirince: Bu, apaçık bir büyüdür, dediler." (Saf, 61/5-6)
Hz. Peygamber'in bir adı da Ahmed'tir. Ahmed ve Muhammed, "hamd" kökünden; övgüye layık ve çok övülmüş demektir. Hadiste şöyle buyurulur: "Benim çeşitli isimlerim vardır. Ben Muhammed'im, ben Ahmed'im, ben toplayıcıyım...ben sonuncuyum." (Buhari, Tefsiru Sure, 61/1, Menakıb, 17; Tirmizi, Edeb, 67; Darimi, Rikak, 59: Muvatta', Esmaü'n-Nebi, 1; A. İbn Hanbel, IV, 80, 81, 84)
Kur'an-ı Kerim'in Hz. İsa tarafından önceden bildirildiğini belirttiği husus, İncil'deki şu rivayetle ilişkilidir: "(İsa şöyle dedi): Ben, Baba'ya dua edeceğim ve O size başka bir önder (imam) gönderecektir." (bk. Yuhanna, XIV, 16) Hıristiyanların "tesellici" diye terceme ettikleri "parakletus" kelimesi aynı zamanda "önder-imam" anlamına gelir. Daha açık olarak Yuhanna XVI, 13'te şöyle denir: "Gerçeğin ruhu olan Önder (imam) gelince, o sizi yönetecektir. Çünkü o, kendiliğinden konuşmayacaktır." Hıristiyan kökenli rivayetler daha bunun gibi İşaya'nın ağzından ve aynı gerekçeyle, Hz. İsa'dan kendisinden sonrasına ilişkin pek çok haber nakletmişlerdir. (bk. İşaya, VIII, 22, XLII, 1-4 Matta, IV, 15/16, VIII, 17; Kur'an, Al-i İmran, 3/81; M. Hamidullah, Aziz Kur'an, Saf, 61/6)
Hz. Peygamber hayatta iken Hıristiyanlarla üç kez diyalog sağlanmıştır. Aşağıda bu üç diyalogtan tarih sırasına göre söz etmek istiyoruz. Böylece günümüz misyoner faaliyetlerine karşı müslümanın izlemesi gereken yöntem üzerinde de düşünmek fırsatı doğacaktır.
a) Bunlardan ilki Habeşistan Hicreti sırasında gerçekleşmiş ve Habeş Kıralı Necaşi'nin İslam'a girmesi ile sonuçlanmıştır.
Mekke'de büyük bir baskıya uğrayan ilk müslümanlar Hz. Peygamber'in izniyle Habeşistan'a hicret etmişti. Mekke Kureyş müşrik yönetimi, bu ilk muhacirlerin iade edilmelerini Habeş Kıralı'ndan istemişti. Habeş Kıralı Necaşi, keşiş ve rahiplerle bir toplantı yaparak, Kureyş heyetini ve müslümanları bu toplantıya çağırmıştı. Müslümanlara seslenerek: "Kitabınızda Hz. Meryem'den söz ediliyor mu?" diye sormuş, Ca'fer İbn Ebi Talib, "Evet, O'nun adına nisbet edilen Meryem Suresi var." demiş ve sureyi baştan başlayarak, 34. ayet olan "İşte Meryem oğlu İsa budur" ayetine kadar okumuş, arkasından Taha suresinin de baştan ilk dokuz ayetini okumuştur. Bunları dinleyen Necaşi göz yaşları içinde "yemin olsun ki İsa'ya gelenle, bunlar aynı kaynaktandır." demiştir. Bundan sonra Necaşi Medine'ye Hz. Muhammed'e yetmiş kişilik bir grup göndermiş, Rasulüllah (s.a.v.) onlara Yasin suresini okumuş, aynı şekilde onlar da göz yaşları içinde iman etmişlerdi. (Elmalılı, Azim baskısı, III, 328)
Rivayete göre, aşağıdaki dört ayet Habeş Kıralı Necaşi ve arkadaşları hakkında inmiştir.
"İman edenlere karşı düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak, Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun. Yine iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da; "Biz Hıristiyanlarız" diyenleri bulursun. Çünkü onların içinde keşişler ve rahipler vardır ve onlar büyüklük taslamazlar."
"Peygambere indirileni dinledikleri zaman, hakkı tanıdıklarından dolayı, onların gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. Onlar şöyle derler: "Ey Rabb'imiz İman ettik, bizi de şahitlerden yaz"
"Biz, Rabb'imizin bizi salihler topluluğuna katmasını umarken, neden Allah'a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim?"
"Bu söylediklerinden dolayı Allah onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli olarak kalacakları cennetler verdi. Güzel davrananların mükafatı işte budur (Maide, 5/82-85)
Ayetlerin açık anlamı genel olduğundan, her dönemde kitap ehli ile ilgili benzer durumlar olabilir.
b) İkincisi Necran Hıristiyanları temsilcileri ile Allah elçisinin görüşmesi olayıdır.
Necran Hıristiyan topluluğu, Arabistan'ın güney kısmında yaşayan ve İstanbul (Kostantin) kilisesine bağlı olan bir topluluktu. İslam'ın Hicaz bölgesi dışında yayıldığını görünce, Hz. Muhammed'le özel bir görüşme yapmak istediler. Aralarından seçtikleri 60 kişilik bir heyetle Medine'ye geldiler. Mescid-i Nebevi'de ikindi namazı kılınırken içeri girdiler. Mescidde Hz. Peygamber'in izni ile kendi namazlarını kıldılar ve üç kişilik temsilci heyeti bir kaç gün Medine'de kalarak Hz. Peygamber'le görüştü. Görüşme sırasında Hz. İsa'dan söz ederken haşa "Allah", "Allah'ın oğlu", "Üçün üçüncüsü" gibi sözler söyleyince Hz. Peygamber kendilerini uyarmış, bu ifadelerin ve bu inancın yanlış olduğunu bildirmişti. Onları bu inanca iten delillerini sorunca da; Hz. İsa'nın çamurdan kuş şekli yapıp canlandırmasını, ölüleri diriltmesini, gözleri görmeyeni ve alacatenlik hastalığını iyileştirmesini, gaipten haber vermesini" delil getirmişlerdi. Hz. Peygamber bu söylediklerinin doğru olduğunu, fakat bunların bir ilahlık belirtisi değil, Hz. İsa'nın elinde, Allah'ın izniyle gerçekleşen birer mucize olduğunu bildirdi ve bununla ilgili olarak aşağıdaki ayetleri okudu: "Allah o zaman şöyle diyecektir: "Ey Meryem oğlu İsa Sana ve annene olan nimetimi hatırla Hani seni Kutsal Ruh'la desteklemiştim Beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Hani sana kitabı (yazmayı), hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapıyor, içine üflüyordun da benim iznimle kuş oluyordu. Anadan doğma körü, alaca hastalığı olanı da yine benim iznimle iyileştiriyordun. Ölüleri iznimle kabirden çıkarıp diriltiyordun. İsrail oğullarını da senden savmıştım. Hani sen onlara açık deliller getirdiğin zaman, içlerinden inkar edenler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey değildir, demişti." (Maide, 5/110. Benzer ayet için bk. (Al-i İmran, 3/62)
Bu görüşmenin sonunda, gelen heyetten kimisi İslam'a girmişse de, kimisi Kur'an'da yer alan "Hz. İsa'nın Allah'ın kelimesi ve O'ndan bir ruh olduğu" nitelemesini, (bk. 3/39, 45; 4/171) kendi anlayışları yönünde yorumlayarak, müslüman olmadılar ve özel statüde bir topluluk olarak varlıklarını sürdürdüler. İşte bu görüşme sonunda, Hz. Peygamber doğru olanı bulmak için, aşağıdaki ayette sözü edilen "lanetleşme" yi teklif etmiş, fakat Hıristiyanlar buna da cesaret edememişti.
"Artık sana bu bilgi geldikten sonra, kim bu konuda seninle tartışacak olursa de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim." (Al-i Imran, 3/61)
c) Üçüncüsü Bizans İmparatoru Herakliyus'a Şam'da bulunduğu sırada, Dıhye İbn Ebi Halife (r.a)'ın elçi olarak gönderilmesidir. Hz. Peygamber (s.a.v.), Dıhye'ye verdiği mektuba şu ayeti yazdırmıştır: "De ki: Ey kitap ehli Bizim ve sizin aranızda eşit olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım; Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi Rabler edinmesin. Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, biz müslümanlarız." (Al-i Imran, 3/64)
Bu ayette bütün semavi dinlerin ve peygamberlerin davet ettiği ortak ilkeler yer almıştır. (bk. Enbiya,210 25; Nahl, 16/36) Mektubun özeti şöyledir: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Allah'ın Elçisi Muhammed'ten Rum büyüğü Herakl'e. Doğru yola uyana selam olsun. İslam'a gir, kurtul. İslam'a gir, Allah sana mükafatını iki kat olarak verecektir. Eğer yüz çevirirsen, sana uyanların günahı da senin üzerindedir." (bk. Kurtubi, İbn Kesir) Ticaret için o sırada Şam'da bulunan Ebu Süfyan'ın da Hz. Peygamber hakkında güzel sözler söylemesi üzerine, Herakliyus inancını açıklamak üzere iken, üst düzey komutanlardan sesler yükselmesi üzerine, mektup amacına ulaşamamıştır.
Sonuç olarak: İslam, önceki bütün semavi dinleri birleştiren, onların insan eliyle değiştirilen yerlerini açıklayan evrensel bir mesaja sahiptir. Hıristiyanlık ve Yahudilikle ilgili doğru bilgiler öz olarak Kur'an ve sünnette yer almıştır. Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde, kilise ve havralarla yüzleşmede, konuları müzakere etmede, müminlerin elinde sağlam bir Kur'an mesajı ve Hz. Peygamber'in elimize ulaşan sünneti mihenk taşı vazifesi görecektir. Elimizde değişikliğe uğramamış böyle ilahi bir mesajın varlığı, misyonerlerin zayıf tezlerini çürütmeye yeterlidir. Allah, müminlerin dostu ve yardımcısıdır.
.