DİJİTAL FAŞİZM

Abone Ol

Bugünden yaklaşık 25 yıl önce eğitim hak ve özgürlüğü ile ilgili bir eğitim dergisine yazdığım yazıda yakın bir gelecekte teknolojini fütursuzca gelişmesinden ve kapitalizmin hizmete koşulmasından dolayı insanlığın “ideolojik-teknolojik esiri olacağından” söz ettiğimi hatırlıyorum. Maalesef gidişat o yönde, umarım ben yanılırım.

Algoritmaların Görünmez İktidarı

“Faşizm” kelimesi tarihsel olarak belirli bir dönemi, belirli rejimleri çağrıştırır. Ancak günümüzde bu kavramı birebir kopyalamak yerine, onun temel mantığını yeniden düşünmek gerekir: Görünmez bir güç merkezinin, bireyin davranışlarını giderek daha fazla yönlendirmesi, seçeneklerini daraltması ve bunu çoğu zaman rıza üreterek yapması şaşırtıcı ve korkutucu.

Dijital çağda bu güç artık devlet merkezli bir yapıdan çok, algoritmik sistemler üzerinden işleyen bir ağ halini aldı.

Bugün sosyal medya akışını, arama sonuçlarını, izlediğimiz videoları ve hatta haber gündemimizi belirleyen şey çoğu zaman insan iradesi değil; öğrenen, tahmin eden ve optimize eden algoritmalardır. Bu durum, görünürde özgürlük alanı gibi duran dijital dünyayı, aslında görünmeyen bir yönlendirme sistemine dönüştürüyor.

Algoritmanın Sessiz Seçimi

Bir sosyal medya uygulamasını açtığınızda karşınıza çıkan içerikler “rastgele” değildir. Her biri, geçmiş davranışlarınıza göre seçilmiş, sizin daha uzun süre platformda kalmanız için optimize edilmiş içeriklerdir. Eskiden kandime sorardım, bu konuştuklarım, yazdıklarım ve hatta düşündüklerim acaba benim kendi özümden gelen şeyler mi yoksa benim birilerinin düşünmemi, yazmamı istedikleri şeyler mi? Ürkütücü değil mi? Bence çok ürkütücü, hem de çok. Bu süreçte şu soruyu sormak kaçınılmaz oluyor.

Gerçekten neyi görmek istiyoruz, yoksa bize gösterileni mi istiyoruz?

TikTok, Instagram, X ve YouTube gibi platformlar, yalnızca içerik sunmaz; aynı zamanda davranış modelleri inşa eder. Kullanıcıyı pasif bir izleyiciden aktif bir veri üreticisine dönüştürür.

Bu sistemde “beğen” tuşu basit bir etkileşim değildir; bir geri bildirim döngüsüdür. Her tıklama, algoritmaya daha keskin bir yön verir. Zamanla kullanıcı, kendi tercihlerini bile algoritmanın önerileri üzerinden şekillendirmeye başlar. Dijital faşizmin en kritik özelliklerinden biri, tek bir doğru dayatmaktan çok, görünmez bir sıralama sistemi kurmasıdır.

Ne göründüğü, neyin görünmediği kadar önemlidir. Bir içerik milyonlarca kez gösterilirken, başka bir içerik hiç görünmeyebilir. Bu durum, bilgi çeşitliliğini artırmak yerine, belirli düşünce kalıplarını öne çıkarır. Böylece “gerçeklik”, çok sesli bir alan olmaktan çıkar; algoritmaların optimize ettiği bir dikkat ekonomisine dönüşür.

Bu sistem yalnızca içerik düzenlemekle kalmaz; aynı zamanda davranışı satın alır.

X, Google, Meta ve benzeri teknoloji devleri, kullanıcıların dijital ayak izlerini sürekli analiz eder. Bu analizler reklamcılık için kullanılır; ancak mesele sadece reklam değildir. Asıl mesele, insan davranışının tahmin edilebilir hale getirilmesidir. Bu durum, Shoshana Zuboff’un “gözetim kapitalizmi” olarak adlandırdığı yapının temelini oluşturur: İnsan deneyimi, bir veri kaynağına indirgenir; davranışlar ise ekonomik bir varlığa dönüşür.

Dijital faşizmin en görünür sonuçlarından biri kutuplaşmadır. Algoritmalar, kullanıcıyı daha çok etkileşimde tutmak için duygusal yoğunluğu yüksek içerikleri öne çıkarır. Öfke, korku ve nefret gibi duygular daha fazla tıklama üretir. Toplum, ortak bir gerçeklik yerine parçalı “gerçeklik baloncuklarına” ayrılır.

Herkes kendi doğrularını mutlak gerçek sanmaya başlar. Bu da demokratik tartışma kültürünü zayıflatır ve toplumsal diyaloğu kırılgan hale getirir.

Dijital İktidarın Yeni Biçimi: Klasik iktidar görünürdür: yasalar koyar, sınırlar çizer, cezalandırır. Dijital iktidar ise daha sofistike çalışır. Size ne yapmanız gerektiğini söylemez; sadece neyi göreceğinizi belirler. Bu fark kritik bir dönüşümdür: Klasik iktidar “yasaklar”, dijital iktidar “önceliklendirir.” Bu nedenle kullanıcı çoğu zaman kontrol altında olduğunu fark etmez. Çünkü baskı yoktur; sadece yönlendirme vardır.

Modern birey artık “vatandaş” değil, çoğu zaman “kullanıcı”dır. Vatandaş hakları olan politik bir özne iken, kullanıcı veri üreten bir profildir. Bu dönüşüm, bireyin siyasal varlığını da zayıflatır. Çünkü platformlar üzerinde geçirilen zaman, demokratik bir katılım değil; ticari bir etkileşimdir.

Görünmeyeni Görmek: Dijital faşizm, bir liderin ya da ideolojinin açık baskısıyla değil, veri akışlarının sessiz düzenlenmesiyle işler. Bu nedenle en büyük tehlike, onun fark edilmemesidir. Çözümümüz teknolojiye tamamen karşı çıkmak değildir. Asıl sorun, dijital sistemleri daha şeffaf, daha hesap verebilir ve daha insan merkezli hale getirmektir. Aksi halde, özgürlük sandığımız şey sadece kişiselleştirilmiş bir yanılsama olarak kalabilir.

Yazımızı bitirirken yeniden sormuş olalım ve üzerinde birlikte düşünelim: Gördüklerimizi biz mi seçiyoruz, yoksa bizi biz yapan şeyler çoktan seçilmiş mi?

Okuma Önerisi: Gözetleme Çağı Kapitalizmi Çağı, Shoshana Zuboff

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

eroglu.ercan@gmail.com