AKLINI NE ZAMAN KULLANACAKSIN?"

Abone Ol

Turkuaz örtülü masanın ardında tekerlekli kırmızı koltuğa oturmuş delikanlı, kolçakları yıpranmış siyah koltuğa rahatça kurulmuş arkadaşından yöneltilecek soruyu cevaplamak için, eğile büküle yaptığı hareketlerden anlaşıldığı kadarıyla, heyecanla bekliyordu.

Soruyu tespit edercesine duraksadı bir an. Sonra bir sınıf ortamında olduğunun bilinciyle kibarlaştırmaya çalıştı. Becerebildiği kadarıyla nazikleşerek ama pat diye sordu: "Sen aklını ne zaman kullanacaksın?" Zihninin ortasından kıyılarına vuran dalgalar ile sarsılan delikanlı hemcinsi olmayan arkadaşına karşı sakince döndü. Diğeri ise tebessüm ile hafifletmeye çalışıyordu sorunun ağırlığını. Lakin ok yaydan fırlamış, dokunduğu her şeyi delip geçmişti. Delikanlı soranın derin niyetinden anlamıştı kendisini gömmek istediğini.

Tam bu sırada, aranın kızışmasına engel olmak isteyen edebiyatçı, sağ ve sol elinin işaret ve orta parmağını birlikte hareket ettirerek tırnak işareti yaparcasına "aklını kullanmak ne demek?" diye soruyor gibi genel bir çerçeveye oturtmak istedi manayı.

Soruyu niyetinden kavrayan delikanlı, açıklamalar yapmaya çalışsa da edebiyatçının "aklını kullanmak" noktasına takılıp kalmıştı düşünceleri, aklı karıştı.

Bir müddet karışık bir akılla, "aklını çalıştırmanın" nasıl bir şey olduğunu düşünmesi gerekecekti galiba. "Aklını ne zaman kullanacaksın?" sorusunda örtülü olarak akıllı olduğunu mu söylemek istiyordu, fark edemedi.

Okuldan çıktı, gökyüzünde pamuk pamuk bulutlar ağır ağır sürükleniyordu mavi bir fon üzerinde. Derin maviliğe daldı aklını kullanmanın ne demek olduğunu düşünen delikanlı. Fikirler adım adım ilerledi ve hizaya geçti sanki.

Akıl nedir? Akıl niçin verilmiştir? Ben aklımı kullanıyor muyum? Ki kullanıyorum ama doğru veya yeteri kadar kullanıyor muyum?

Her konuda "bir başlık bir de giriş paragrafı" kadar bilgisi olan genç ürettiği sorulara tatmin edici bir cevabı yoktu. Fakat üniversite sınavına hazırlanırken aklını kullandığını hissediyordu. Bazen başı ağırıyordu uzun süre çalıştıktan sonra. Akıl, şıklar içinde doğru şıkkı işaretlemeyi gerekli görür. Soruları görünce motoru çalışan araba gibi adım adım ilerliyordu cevaba doğru. Demek ki akıl sorunu bilmek, onu kavramak, veriler arası bağlantıyı kurmak ve belli bir yönteme göre sonuca ulaşmak hep aklın rehberliğinde oluyordu.

Kitaplar arasındaki soruları çözen akıl, hayatın içindeki sorunlara da bir çözüm üretmesi de mümkündü. Tabii edebiyatçının bu konudaki düşüncelerini de merak ediyordu. Tüm meselelere belli bir düşünce metodu çerçevesinde bakabiliyordu o.

Akıl, insana verilmiş en mükemmel cevherdir. Akıl verilmiş ki sorumluluk yüklenmiş insana. Zayıf omuzlarına yüklendiği sorumluluk, yüce dağların üzerine bindirilseydi başını göğe dikmiş dağları bile un ufak ederdi.

"Deliden kalem kaldırılmıştır" ilkesi üzerinden bakarsanız dini sorumluluklarını yerine getirmek için de lazım olan bir cevherdir akıl. Değişen hayat şartları ile yüce yaratanın emirlerini tatbik etme arasındaki sorunları çözmek için akletmek gerekir. Yere göğe ve arasındaki yere bakarak tefekkür etmek için de akletmek elzemdir. Gördüklerinin güzelliğine takılıp kalmak aklını yeterince kullanmamak anlamına gelir. Aklına hakkıyla kullanan insan bu kadar güzelliği yaratan Allah'ı bilmek ve ona hak ettiği uluhiyeti ve rububiyeti teslim etmeyi de kavramalıydı.

Hz. Peygamberin "akıllı insan ölümü çok düşünen ve ona hazırlık yapandır" sözünü de hatırladığında akıllı olmanın neler yapması gerektiğini söylüyordu. Tabii bunları bilmesi için ertesi günü bekleyecek derste hakkını kullanmak ne demektir sorusu tekrarlandığında söyleyebilecekti. Mavi derinliklerde gezinen bakışlarını çevresindeki insanlara ağaçlara ve diğer canlılara çevirdi onların da başıboş yaratılmadığını fark etti. Yakındaki bir camiden yükselen ezan sesi aklını üst düzeyde kullandığını gösteren bir davranışına mecbur etti delikanlıyı.

AHMET TAŞTAN