Hayatın hızlı akışında, modern dünyanın getirdiği koşturmaca arasında bazen en değerli sığınaklarımızı, yani bizi biz yapan bağlarımızı unutuyoruz.
Bu yazımızda, toplumsal huzurumuzun ve kalbi dirlik ve düzenimizin kilit taşı olan akrabalık ilişkilerini, sılayırahmin o iyileştirici gücünü ve hayatımıza kattığı adabımuaşeret ölçülerini masaya yatırıyoruz.
Biliyorsunuz, "akraba" kelimesi Arapçada "yakın" anlamına gelen "karîb" kökünden türemiştir. Yani kelime anlamı bile bize doğrudan "bir kimsenin soyca yakın olduğu insanlar" topluluğunu işaret eder. Bu bağ öyle sihirli bir şeydir ki, sadece doğduğumuz aileyle de sınırlı kalmaz.
Bir kadın ile bir erkek evlenip yepyeni bir yuva kurduğunda, aralarında çok güzel bir akrabalık bağı gelişir ve nur topu gibi yeni bir sosyal yapı inşa edilir. Artık her iki taraf da eşinin anne-babasından, kardeşlerinden başlayarak tüm sülalesiyle akraba kabul edilir.
İlerleyen dönemlerde ise dünyaya gelen o güzel evlatlar ve onların ileride kuracakları yuvalarla bu kadro genişler de genişler, kocaman bir çınar halini alır.
İşte tam bu noktada, bu genişleyen kadroda akrabalık kavramını önemsemek, "sılayırahmi" asla ihmal etmemek hem kişisel ruh sağlığımız hem de toplumsal huzurumuz için hayati bir gerekliliktir. Nedir sılayırahim? En yalın haliyle; akrabalarla iletişimi kesintisiz sürdürmek, onları arayıp sormaktır.
Eğer toplumda dirlik, düzen ve birlik istiyorsak, ayrışmanın önüne geçmek niyetindeysek, akrabalarımızla sıkı bağlar kurmak zorundayız. Kabul edelim, günümüz insanının en büyük dertlerinden biri yalnızlık.
İşte o can sıkan yalnızlık duygusundan kurtulmanın, kendimizi dünyada güvende hissetmenin en samimi yolu, akrabalarla geçirilecek vakitlerde gizlidir. Bu amaçla akrabalar korunup gözetilmeli, onlarla her fırsatta bağlar kuvvetlendirilmelidir. Aramızdaki dayanışma ve yardımlaşma ruhunu her daim canlı tutmak için hep birlikte emek vermeliyiz.
Bakınız, Kur’an-ı Kerim'de Muhammed suresi 22. ayette şöyle buyruluyor: “Demek fırsat bulup iş başına geçtiğinizde bozgunculuk çıkaracak ve akrabalarla bağları koparacaksınız.”
Bu ilahi ikaz, bozgunculuk çıkarmak ile akrabalık bağlarını koparmak arasında nasıl da net bir ilişki olduğunu gözler önüne seriyor. Yüce Rabbimiz rehberimiz olan kitabında bizleri uyarırken, Nahl suresi 90. ayette ise sorumluluğumuzu açıkça hatırlatıyor: “Hiç şüphesiz ki Allah adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emrediyor.”
Peki, her şey her zaman güllük gülistanlık mı olur? Elbette hayır. İnsanız; kırgınlıklar, yanlış anlaşılmalar, dünya telaşı araya girebilir. Fakat Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.v.) şu hadis-i şerifi bu konuda muazzam bir ufuk çiziyor ve adeta ezber bozuyor:
“İlgisini senden kesenden sen ilgini kesme, sana vermeyene sen ver, kötülük yapanı affet.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/148). İşte bu söz, akrabalarımızın bize karşı davranışları iyi olmasa bile, adabımuaşeret gereği bizim iyilik ve iletişim sorumluluğumuzun her durumda devam ettiğini gösteriyor.
Nitelikli, sağlam temelli bir toplum kurmak istiyorsak, bu sağlıklı ilişkileri halka halka büyütmeliyiz. Toplumu iyileştirmeyi hedefleyen Nisa suresi 36. ayetinde;
“Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi şirk koşmayın. Bununla beraber anne ve babanın ikisine, akrabaya, yetimlere, miskinlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, uzak arkadaşa, yolda kalmışa, elinizin altındakilere iyilik yapın.” buyrulmaktadır. Bu yaklaşım bize, iyiliğin merkezden çevreye doğru genişleyen bir yöntemle toplumsal ilişkiler ağını nasıl güçlendireceğini fısıldar.
Yüz yüze görüşmek elbette en güzeli, baş tacımız. Ama mesafeler elvermediğinde; bir telefon açmak, görüntülü konuşmak ya da sıcacık bir mesajla hâl hatır sormak bile o canım bağların kopmasını engeller, haberleşmeye katkı sağlar. Hayat bu; olağan akışı içinde her zaman beklenmedik durumlarla, acılarla karşılaşabiliyoruz.
Akrabalarımız kayıplar yaşadığında ya da olumsuz durumlarla karşı karşıya kaldığında onların yanında olmak, süreci kabullenip yeni duruma uyum sağlamalarına yardımcı olur. Özellikle hastalık ve yas gibi zor süreçlerde akrabaların üzüntüsünü paylaşmak ve onlara destek olmak akrabalık bağlarını çelikten bir halata dönüştürür.
Aynı şekilde doğum, nişan, kına gecesi, düğün gibi mutluluğun zirve yaptığı zamanlarda bir arada olmak da sevgi ve minnet duygularını coşturur. Hatta bizlerin böyle yoğun ve kalabalık zamanları fırsat bilip, araları açık veya dargın olan akrabalar arasında ara buluculuk yapması, aile içi sorunların çözümüne katkı sunması adabımuaşeretin en asil, en zarif davranışlarındandır.
Ecdadımız ne güzel söylemiş: “Ağaç yaprağıyla gürler.” Tek bir yaprak tek başına ses çıkaramaz ama bir araya geldiklerinde koca bir orman olur, gürler. Türklerin değer dünyasında akrabalık, birtakım zorlu işlerin akrabadan destek alınarak daha kolay yürütüldüğüne dikkat çeker.
Sevinçte de kederde de akrabalarımızı gözetip, ihtiyaç anında destekleyerek ve her daim onlarla birlikte olarak kenetlenelim. Unutmayalım ki biz birlikteyken toplumsal bağlarımız çok daha kuvvetli.
Kalın sağlıcakla, akrabalarınızı aramayı da unutmayın...
AYŞE ŞEN BAYRAKTAR
Kaynak: Adab-ı Muaşeret Ders Kitabı-MEB